8 Nisan 2023 Cumartesi

İÇİMDEKİ TÜRKÜ

Yağmurun altında elmasını yiyerek ilerledi kız. Tüm gün yağmurda nasıl kayıp düşeceğini hayal etti fakat hiç de umduğu gibi olmadı. İçindeki düşme korkusuyla asla düşemeyeceği ve ayağının yaprağa takılıp kaymayacağı yerlerden geçti temkinlice. Yanından otobüs geçti. İçinden bir kişiyle göz göze geldi. Bunu rutin haline getirmişti resmen. Ne zaman bir otobüs geçse mutlaka bir kurban seçerdi ve göz hapsine alırdı görüşünden çıkana dek. Elmadan bir ısırık daha aldı. Tam o sırada kulağında son ses çalan bağırtılı şarkısı kesildi ve elmanın ısırık sesinin nasıl yankılandığını duydu. Neyse ki başka şarkıya geçti kulağındaki müzik de başkasına yaptığı bu eziyet verici sesi kendisi duymadı. Bir ısırık daha aldı. Elma o kadar yumuşaktı ki diş izlerini ilkokul kitaplarındaki kayak yapan çocuğun arkasında bıraktığı kar izlerine benzetti kız. Yürüdü ıslak yollarda. Yalnızlığın verdiği ıstırap ve hazla birlikte ıslana ıslana yürüdü. Ve öğrendi kız kendiyle konuşmayı. Çoktandır biliyordu belki de ama ne zamandır olduğunu kestiremedi aklında. “Ne fark eder”dedi içinden. Belki de çocukluğundan beri yaptığı ufak oyunlardan biri olan bu özelliği devam ediyordu. Uyumadan önce uydurduğu aşk masallarındaki başrolleri konuşturduğunda başladı belki de. Böylece sevdi kendiyle sohbetlerini, münakaşalarını, gelgitlerini...

Yolda ilerlerken “Sevdim bu işi” dedi kendine. “Ne işi?” diye sordu kendi. “İçime içime kendimle konuşmayı” diye cevapladı kendi. İşte böyle öğrendi bu kız yalnızlığın tadını. Tıpkı yaban mersinin ağızda bıraktığı o tat gibi. Tatlı ama buruk. Alıştı bu burukluğa. Öyle alıştı öyle benimsedi ki yalnızlığı katlanamaz oldu kalabalıklara. Nefesini keser oldu insanlar. Ne ara yalnızlaştı bilen yok. Ama öyle alıştı ki bu sessizliğe. Hani sizi rahatsız eden bir ses olur ve kesildiğinde bu ses, ona alıştığınızı fark edip sizi rahatsız etse de devam etmesini beklersiniz ya. İşte böyle. Bu rahatsız edici sessizliğe öyle alıştı ki kaybolduğu an onu bekler oldu. Bu zifiri sessizliği özler oldu zamanla. Bu yalnızlık, bu sessizlik sığınağı olmuştu. Kimsenin görmediği ulaşamadığı insanların yanından geçmesine rağmen ne kızın onları ne o insanların onu görmemesi iyi geldi kıza. Bu sığınağa gizlenip günün belki her saati bir parça müzik ve düşüncelerle dolu bir çift ifadesiz bakışla zifirilikte kaybolmayı öyle sevdi öyle sevdi ki anlatır oldu gününün nasıl geçtiğini kendine bu sığınakta. Yorulmadan usanmadan açıklamak zorunda olmadan. Her şeyi yorumlamak kendince ve karşılaşmamak anlamsız bakışlarla. Duymayan kulaklara anlatmaya çalışmadan basitçe dinledi kendini kız. Uyumadan önce gözünün önüne gelen suratlar kadar tuhaf da olsa söyledi fikirlerini kendine. Bazen tuhaf bazen yaratıcı bazen saf bazen zekice bir fikri sundu kendine. Ve doydu bu düşüncelerle. Acımasız da olsa çaresiz de olsa buldu kendinde çareyi de cesareti de merhameti de. Mutluydu bu mağaradan açılan penceredeki yansımasından. Herkese göre somurtkan olan bu kız dinletti en şen kahkahalarını kendine. Severdi bu melodiyi ve duyurmak istemezdi kulağı tıkalı tüm insanlara. Belki bir gün biri duymak ister ümidiyle de yaşamayı bırakalı çok olmuştu. Sesler çoğalır belki. Belki kız kendiyle baş başa kalır bu bedende ömrünce. Bilinmez bir türküdür kendiyle hasbihal. Sonu gelmeyen bir ezgidir bu kızın ruhu. Orkestrası da seyircisi de eleştirmeni de aynı bedendedir. Beni soracak olursanız ben sadece büyük bir hayranıyım. Ben, siz okuyucularım. Bu kızı yalnızlığa iten sizlerim. Ben sadece bir sesim belki bir harf belki bir nota. Belki arafta yolunu kaybetmiş bir yolcu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ARAYIŞ

DÜNYA'NIN EN APTAL BÖCEĞİNE AŞIK OLDUM

 Dünya'nın en aptal böceğine aşık oldum bugün. Parmağımda gezinirken antenleri hâlâ yazıyorum işte buralara. Geceden kalma sarhoşlukla n...